|
SULTÂN BİRİNCİ SÜLEYMAN HÂN KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN |
||
![]() |
Padişahlık Sırası | 10 |
| Saltanatı | 46 Yıl | |
| İslâm Halifelik Sırası | 75 | |
| Cülûsu | 30 Eylül 1520 | |
| Babası | Yavuz Sultan Selim Hân | |
| Annesi | Hafsa Hatun | |
| Doğumu | 27 Nisan 1495 | |
| Vefâtı | 7 Eylül 1566 | |
| Kabri | İstanbul Süleymaniye Câmiî Bahçesindedir | |
|
|
Osmanlı Devletinin onuncu sultânı ve İslâm halîfelerinin yetmiş beşincisi. Babası Yavuz Sultan Selim Han, annesi Âişe Hafsa Sultan olup, 27 Nisan 1495’te Trabzon’da doğdu. Adı Neml sûresi otuzuncu âyet-i kerîmesinde geçen “Hazret-i Süleymân”ın isminden alındı. Kânûnî lâkabıyla meşhur oldu. Avrupalılar Büyük Türk ve Muhteşem Süleyman lâkaplarını verdiler.
On beş yaşına kadar Trabzon’da kalarak, Yavuz Selim’in vazîfelendirdiği devrin âlimlerinden ders aldı. 6 Ağustos 1509’da dedesi İkinci Bâyezîd Han (1481-1512) tarafından Kırım Yarımadasındaki Kefe Sancağı Beyliğine gönderildi. Yavuz Sultan Selim Han, 1512’de Osmanlı tahtına geçince Kırım’dan İstanbul’a çağrıldı. 1513’te Saruhan (Manisa) Sancak Beyliği verildi. Yavuz Sultan Selim Hanın 1514 İran ve 1516 Mısır seferlerinde Rumeli’nin muhâfazasıyla vazîfelendirilerek, Edirne’de oturdu. Yavuz Sultan Selim Hanın vefâtında, Manisa’da bulunan Şehzâde Süleyman, Vezîriâzam Pîrî Mehmed Paşa vâsıtasıyla İstanbul’a dâvet edilip, 30 Eylül 1520’de tahta çıkarak, onuncu Osmanlı Sultanı ve yetmiş beşinci İslâm Halîfesi oldu. Pîrî Mehmed Paşayı vezîriâzamlık makâmında bırakarak, Dîvân-ı Hümâyûna ilk defâ dördüncü bir vezir olarak Kâsım Paşayı tâyin etti. Memleketin iç işlerini düzeltip, Osmanlı ülkesinde huzur ve sükûn temin ettikten sonra, Avrupa seferlerine başladı.
Avrupa Seferleri
Belgrat Seferi: Yavuz Sultan Selim Han (1512-1520) devrinde Osmanlı Devleti doğu siyâsetini tâkib ederek, hudutlarını emniyete almıştı. Bu sebeple Sultan Süleyman Han, doğudan emin olarak ilk seferlerini Avrupa üzerine yaptı. Macar Kralı II. Layoş’un, Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlken’e güvenerek, Osmanlı elçisine düşmanca davranması üzerine, Orta Avrupa’nın kilidi sayılan ve önceki devirlerde üç defâ kuşatılıp alınamayan, Belgrat üzerine sefere çıktı. 18 Mayıs 1521’de İstanbul’dan hareket eden Kânûnî Sultan Süleymân Han, 29 Ağustosa kadar şehrin çevresindeki kaleleri fethettirdi. 29 Ağustos 1521’de Belgrat Kalesi de teslim alınarak, 30 ağustos Cumâ günü, şehrin en büyük kilisesi câmiye çevrilip, Cumâ namazı kılındı. Belgrat’ın îmârı için hazîneden büyük yardımlar yapıldı.
Mohaç Seferi: Macar Kralı II.
Layoş’un; Şarlken ile akrabâlık kurup, Osmanlı Devletine karşı İran
Safevî Devleti ve Sultan Süleyman Hanın hâkimiyetindeki Eflâk ve Boğdan
beylikleriyle ittifak kurması, Papalığın Haçlı rûhu ile Hıristiyanları
kışkırtması ve esir Fransız Kralı için annesinin, Osmanlı Sultânından
yardım istemesi üzerine bu sefer tertib edildi. 23 Nisan 1526’da İstanbul’dan
hareket eden Kânûnî, 29 Ağustos 1526’da Macaristan ve Haçlı ordusunu
Mohaç Meydan Muhârebesinde büyük bir mağlûbiyete uğratarak, zafer kazandı.
Macaristan Krallığının başşehri Budin (Budapeşte) dâhil Macaristan,
Erdel (Transilvanya) Türklerin hâkimiyetine geçti.
Avusturya Seferi: Mohaç, Meydan
Muhârebesinden sonra, Macaristan’da askerî harekât bitti. Fakat siyâsî
faaliyetler başladı. Osmanlı pâdişâhının, Budin muhâfazasına ahâlinin
de arzusuyla tâyin ettiği, Erdel Voyvodası Zapolya’ya karşı, Viyana Arşidükü
Ferdinand, Macar kralı olmak için harekete geçti. Ferdinand 1527’de
Macaristan’a girip Zapolya’yı mağlûb ederek, Budin’i işgâl etti.
Macaristan’daki hudut hâdiseleri ve Zapolya’ya yardımda bulunmak üzere
Sultan Süleyman Han, 10 Mayıs 1529’da Avusturya Seferine çıktı.
Ferdinand’ın işgâlindeki Budin 8 Eylül 1529’da teslim alındı. Zapolya
14 Eylülde Osmanlıya sâdık kalmak şartıyla Kral Yanoş ünvânıyla Macar
tahtına geçirildi. Osmanlı Ordusu 22 Eylülde Avusturya’ya girdi ve 25 Eylülde
Viyana önlerine geldi. Viyana’nın teslimini isteyen Sultan Süleyman Han,
teklifin kabul edilmemesi üzerine; 27 Eylül 1529’da şehri kuşattı.
1529 Avusturya Seferinde Türk
akıncıları Osmanlı Târihinin en büyük akın hareketini yaptılar.
Avusturya, Güney Almanya toprakları Türk akıncılarınca çiğnenerek, bütün
Avrupa Osmanlıların azametini, şâşâsını gördü. Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru
Şarlken korktuğundan, meydan muhârebesi için ortaya çıkamadı. Mevsim ve
şartların elverişsiz olması üzerine Osmanlı pâdişâhı, ordusuyla 16
Ekim 1529’da Viyana’dan Budin’e hareket etti. 1530’da Arşidük
Ferdinand’ın elçi heyeti İstanbul’da sultanla görüştü. İsteklerinde
samîmî olmayan Ferdinand, sulh görüşmeleri yapılırken tekrar Budin’i kuşattırdı.
Şehir, Türk kuvvetleri ve Macarlar tarafından müdâfaa edilerek, kuşatma
kaldırttırıldı.
Alman Seferi: Mukaddes
Roma-Cermen İmparatoru Şarlken’in ve kardeşi Avusturya ve Bohemya KralıFerdinand’ın
Macaristan’ın içişlerine karışması üzerine Kral Yanoş, Sultan Süleyman
Handan yardım istedi. Pâdişah, 25 Nisan 1532’de Alman seferine çıkıp, yüz
yirmi bin mevcutlu ordusuyla Avusturya’yı zaptetti. Şarlken 250.000 kişiden
fazla Hıristiyan ordusuyla Osmanlıların karşısına çıkmaya cesâret
edemedi. Osmanlı Sultanının Alman Seferi de, düşman ülkesinin ezilmesi ve
Avusturyalılardan birçok kaleyi almasıyla netîcelendi. Sultan Süleyman Hanın,
Alman Seferi münâsebetiyle Orta Avrupa’da bulunmasından korkup, meydan muhârebesinden
kaçan Şarlken, 22 Haziran 1533 târihli İstanbulAntlaşmasıyla Osmanlı
Devletinin ve Sultânın üstünlüğünü kabûl etti. İstanbul Antlaşmasına
göre:
1) Kral Ferdinand, Sultan Süleyman
Hanı baba ve metbû (kendisine tâbi olunan, uyulan) bilecek ve ancak “kardeş”
diye hitâp ettiği vezîriâzamla eşit sayılacaktır. 2) Kral Ferdinand,
Osmanlı ülkesine tecâvüz etmeyecek ve Sultan da Avusturya ülkesiyle ahâlisini
kendi tebaası bilecektir. 3) Kral Ferdinand, Macaristan üzerindeki verâset
iddialarından vazgeçecek; Macaristan’ın batısı ve kuzey batısındaki arâzisinin
hâkimi olacaktır. 4) Macar Kralı Yanoş ile Kral Ferdinand arasında, Osmanlıların
uygun göreceği hudut geçerli olacaktır. 5) Eski Kraliçe ve Ferdinand’ın
kızkardeşi Maria’nın kocasından mîras kalan mâlikhâne, geçimi için
ihsân edilecektir. 6) Bu antlaşma geçici değil, devamlıdır.
Avrupa’da, Fransa’dan başka
Avusturya’nın da Osmanlı Sultanının himâyesini kabul etmesiyle Şarlken’in
“Avrupa İmparatorluğu” kurma projesi gerçekleşemedi. Türklerin tâkib
ettiği cihânşümûl dünyâ hâkimiyeti siyâseti gereğince, Kânûnî
Sultan Süleyman Han ve Osmanlı Devleti, Avrupa’da tek başına söz sâhibi
oldu.
Boğdan Seferi: Osmanlı
Devletinin düşmanlarıyla işbirliği yapan Boğdan Voyvodalığının bâzı
hareketleri üzerine sefere karar verildi. 8 Temmuz 1538’de İstanbul’dan
hareket eden pâdişahın, Avrupa içlerine ilerlerken düşman ülkesinde bile
ahâlinin canına, ırzına, malına, mülküne ve hattâ tarlasındaki ekili
mahsûlüne zarar verdirtmeden hareketi güzel bir adâlet örneği oluyordu. Mîmar
Sinan bu seferde, kenarı bataklık bir arâziye sâhip, Prut Nehri üzerine büyük
ve sağlam bir köprü yaparak Osmanlı ordusunun yoluna devâm etmesini temin
etti. 15 Eylül 1538’de Boğdan Voyvodalığının merkezi Suçava’ya
girildi. Ahâli İslâm dîninin adâletini temsil eden ve Avrupa’ya medeniyet
götüren Osmanlıyı istediğinden, Voyvoda kaçmak mecbûriyetinde kaldı. Boğdan
meselesini halleden Sultan Süleyman Han, büyük ganîmetlerle 27 Kasım’da
İstanbul’a döndü.
Budin Seferi: Osmanlı Devletine
tâbi Macaristan Kralı Yanoş ölünce, Kral Ferdinand fırsattan istifâdeyle
Budin’e büyük bir Avusturya-Alman ordusu sevk etti. Macar Kraliçesi İsabelle,
Sultan Süleyman Handan ve ordusundan yardım istedi. 20 Haziran 1541’de İstanbul’dan
hareket eden pâdişahın yaklaşmakta olduğunu haber alan düşman, Tuna
Nehrini geçmeye çalışırken, Osmanlı ordusunun mâhirâne hareketiyle 21/22
Ağustos gecesi imhâ edildi. İstabur Zaferiyle Budin ve Macaristan, antlaşmaya
sâdık kalmayan Avusturya-Alman Kralı Ferdinand’ın istilâsından kurtarıldı.
Macaristan Osmanlı Devletine katılarak, 30 Ağustos 1541’de Budin
Beylerbeyliği ve idâre teşkilâtı kuruldu. Kral Yanoş’un ve Kraliçe İsabelle’nin
bir yaşındaki oğlu Sigusmund Yanoş, Erdel Banlığına tâyin edildi.
Budin’in en büyük kilisesi câmiye çevrilip, “Fethiye” adı verildi. Kânûnî
bu câmide, Ebüssü’ûd Efendinin imâmetinde 2 Eylül 1541’de ilk Cumâ
namazını kıldı. Budin’de adâleti tesis ettirdi. Defâlarca verdiği sözü
tutmayarak, tekrar riyâkârca Macar Krallığına tâlib olduğunu iddiâ eden
Kral Ferdinand’ın isteği Osmanlı Devletince reddedildi.
Kral Ferdinand, 1542 yazında, yıllık
haraç karşılığında Macar Krallığının kendisine verilmesini tekrar
teklif ettiyse de bu teklif dikkate alınmadı. Ferdinand, Budin’in bir Türk
eyâleti olmasından ürkerek, telâşa kapıldı. Avrupa’da Türk-İslâm
tehlikesinden bahsederek, propagandaya başladı. Avusturya, Alman ve diğer
Avrupa milletlerinden 100.000 mevcutlu büyük bir Hıristiyan ordusu topladı.
Peşte Kalesini kuşatan müttefik Avrupa ordusuna karşı, Budin Beylerbeyi
Yahyâ Paşazâde Bâli Bey, sekiz bin askerle müdâfaada bulundu. 17 kasım
1542’de Osmanlı ordusunun başında istanbul’dan hareket eden Sultan Süleyman
Han, henüz yoldayken, 24 Kasım’da düşmana karşı gece taarruzuyla Peşte
Zaferi kazanıldı. Müttefik Avrupa orduları perişan bir hâlde kaçarken imhâ
edildi. Düşmanlardan pekçok esir ve ganîmet alındı. Zafer haberi pâdişâha
ulaşınca Edirne’de kaldı.
Avusturya Seferi: Estergon
Seferi de denilen bu sefere, Osmanlı eyâleti hâline gelen Budin’in emniyet
ve teşkilâtını pekiştirmek için çıkıldı. Pâdişahın emriyle Budin
Kalesine İslâm ahâli iskân edilip, dînî müesseselerin yapımına başlandı.
Âlimler tâyin edilerek Avrupa’ya İslâm dîninin daha da yayılarak, yerleşmesi
için faaliyetler genişletildi. 23 Nisan 1543’te İstanbul’dan hareket eden
Kânûnî yol boyunca alınması lüzumlu mevkileri fethettirerek 29 Temmuz
1543’te Tuna Nehri sâhilinde ve Budin yakınlarındaki başpiskoposluk
merkezi Estergon önüne vararak şehri kuşattı.
Estergon Kalesindeki Alman, İtalyan
ve İspanyol muhâfız askerleri teslim teklifini kabul etmeyince, devrin en büyük
ve tesirli ateşli silâhlarına sâhip Osmanlı ordusu, 315 topla kaleyi döğmeye
başladı. Kânûnî’nin en muhteşem seferlerinden biri olan Estergon
Seferine gâyet plânlı ve tedârikli çıkılmıştı. Anadolu ve Rumeli
orduları pâdişahın maiyetinde, çeşitli sınıfların aldığı sefer
tertibi, mühimmâtı ve erzağı mükemmeldi. Estergon, Osmanlı kuşatmasına
on iki gün mukâvemet edebildi. 10 Ağustosta müdâfilerin çekilip, gitmesine
müsâade edildi. Şehrin en büyük kilisesi câmiye çevrilerek Kânûnî
Sultan Süleyman Han, Cumâ namazını burada kıldı.
Osmanlı fütühâtı,
Avrupa’da devâm ederek eski Macar krallarının taht merkezi İstolni-Belgrat
20 Ağustosta kuşatıldı. 4 Eylülde fethedilen İstolni-Belgrat’ta büyük
kilise câmiye çevrildi. Mevsim ilerlediğinden Pâdişah, 7 Eylülde İstanbul’a
hareket etti. Avrupa’daki fetihler durmayıp, Budin Beylerbeyi Avusturya
kalelerine karşı harekâtı devâm ettirdi.
On altıncı yüzyılın ortalarında
Avrupa’da Osmanlı askerî kuvvetlerinin bu muhteşem başarıları yanında
Akdeniz’de ve Atlas Okyanusunda hepsi birer denizkurdu olan Türk leventleri
de Osmanlı bayrağını şan ve şerefle dalgalandırıyorlardı. Bu kara ve
deniz harekâtlarından Fransa da menfaatleniyordu. Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru
ünvânı taşımak arzusuyla Avrupa siyâsetinde hâkim rol oynamak isteyen Şarlken’in
elinde esir olan Fransa Kralı I. Fransuva, annesi vâsıtasıyla Kânûnî’den
yardım talep ediyordu. Fransızlara yardım eden Osmanlılardan korkan Şarlken,
Kanûnî’yle antlaşmak için elçilik heyeti gönderdi. Osmanlı devlet
adamları tarafından kabul edilen Şarlken ve kardeşi Ferdinand’ın elçilik
heyetleri ile uzun süren müzâkereler oldu. 13 Haziran 1547 Antlaşması’na
göre, Almanya ve Avusturya Osmanlılara yıllık otuz bin Duka haraç vermeyi
kabul ettiler. İmparator ünvânını kullanmamayı kabul eden Şarlken İstanbul
Antlaşması’nı 1 Ağustos’da imzâlayınca Osmanlı pâdişâhı da bu
antlaşmayı 8 Ekim 1547’de tasdik etti.
Zigetvar Seferi: Osmanlı
ordusunun İran seferlerinde, Safevî Devleti ile Papalık ve Hıristiyan
devletler bir olup aralarında anlaşarak Avusturya ve Macaristan’da çeşitli
hâdiseler çıkartıyorlardı. 1562 Osmanlı-Avusturya Antlaşması’nda kabul
ettikleri vergiyi ödemedikleri gibi yeni Kral II. Maksimilyan’ın olumsuz
tutumu ve Zigatvar Kalesindeki düşman kuvvetlerin ahâliyi tâciz etmeleri üzerine,
Osmanlı ordusu başlarında Sultan olduğu hâlde 1 Mart 1566’da İstanbul’dan
hareket etti. Sultan Süleyman Han, on üçüncü olarak çıktığı bu
seferinde yetmiş üç yaşındaydı. Hayâtı, seferden sefere koşarak insanlığı,
Hakka kavuşturacak yola dâvetle geçmişti. Bir takım hastalıklarla durumu
iyi olmayan, ayaklarında nikris hastalığı bulunan Pâdişah, zulmün önüne
geçmek, ahâlinin huzur ve güveni için, hasta hâliyle Osmanlı târihinin en
muhteşem askerî harekâtı kabul edilen sefere bâzan araba, bâzı yerde tahtırevân
ile gidiyor ve yerleşim merkezlerine girileceği zaman, ata binerek en mûteber
psikolojik metodları tatbik ederek ilerliyordu. 1566 Ağustos başında kuşatılan
Zigetvar Kalesini, Zerniski Makloş müdâfaa etmekteydi. Günlerce süren kuşatmada
birçok defâ umûmî hücumlar yapıldı. Zigetvar Kuşatmasından iyice
bunalan Kont Zerniski, Eylül başındaki huruc harekâtında öldürülünce 7
Eylülde kale fethedildi. Kânûnî 6-7 Eylül gecesi vefât ettiyse de, askerin
moralinde bozukluk meydana gelmemesi için, ordudan gizli tutuldu. Bu sefer ile
Zigetvar’dan başka; Güle, Lügos ve diğer bâzı kaleler de fethedildi.
Doğu Seferleri
Kânûnî, batıda Hıristiyan
Avrupa devletleri ile mücâdele ederken, İran’daki Şiî Safevî Devleti de,
Mukaddes Roma-Cermen Devletiyle Osmanlılara karşı ittifak kurup, Doğu
Anadolu’da hududa tecâvüz ettikleri gibi, Sünnî ahâliye de zulmediyorlardı.
Safevîlerin ajanları Osmanlı ülkesinde faaliyet gösterip, Celâliler vâsıtasıyla
iç isyânlar çıkarmak istiyorlardı. Şâh Tahmasb’ın bu düşmanca davranışları
yüzünden Sultan Süleyman Han, harekete geçti. 27 Ekim 1533’te Vezir-i âzam
Makbul İbrâhim Paşayı İstanbul’dan doğuya gönderen Sultan’ın kendisi
de, baharda sefere çıktı.
Irakeyn Seferi: 11 Haziran
1534’te İstanbul’dan hareket eden Kânûnî Sultan Süleyman Han, 20
Temmuzda Konya’ya geldi. Konya’da Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin türbesini
ziyâret edip, Kayseri-Sivas-Erzincan yoluyla 27 Eylülde Tebriz’e girdi.
Safevîlerin zulmünden bunalan şehir halkı, Kânûnî’yi ve Osmanlı
ordusunu sevinçle bir kurtarıcı olarak karşıladılar. Yavuz Sultan Selim
Hana karşı 1514 Çaldıran mağlûbiyetinin hâlâ tesirinde olan Safevîler,
devamlı Osmanlılardan kaçıp, meydan muhârebesi için ortaya çıkamıyorlardı.
Osmanlı kuvvetlerinin bölgeye gelmesinden memnun olan ahâli, âlimler, kale
ve şehir hâkimleri pâdişâha bağlılıklarını arz ettiler. Hazret-i Ali
ve Hüseyin’in makamlarının bulunduğu Kerbelâ ve Hanefî mezhebinin
kurucusu İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’nin kabrinin bulunduğu Bağdat Vâlisi
Zülfikâr Han ve büyük İslâm âlimi ve Veliy-yi kâmil Abdülkâdir-i Geylânî’nin
memleketi Geylân Hâkimi Mâlik Muzaffer, Sultan Süleyman Hana bağlılıklarını
bildirdiler. 24 Kasım 1534’te Bağdat’a giren Osmanlı ordusunun ardından,
Azamiyye’de İmâm-ı A’zam’ın kabrini ziyâret edip, büyük bir türbe
yapılmasını emrettikten sonra, Kânûnî Sultan Süleyman Han, 30 Kasımda şehre
girdi. Bağdât’ta ahâlinin, âlimlerin, kumandanların ve devlet adamlarının
bulunduğu bir sırada şükür ifâdesi olan dînî merâsim yapılarak, ihsânlarda
bulunuldu.
1534-1535 kışını Bağdât’ta
geçiren Sultan, burada Osmanlı devlet teşkilâtını tesis ettirdi. Bağdat’ın
mübârek beldelerini, Kerbelâ’da hazret-i Ali ve Hüseyin’in makamlarını
ziyâret etti. Geylân’da Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin kabrine türbe
ve yanına imâret, İmâm-ı A’zam’ın kabrine türbe yaptırdı. Safevî
tehlikesini kesin olarak bertaraf etmek isteyen Kânûnî, Şah Tahmasb’ın
Van istikâmetinde olduğu haberi üzerine, harekete geçti. 1 Temmuz 1535’te
Tebriz’e gelen Osmanlı Sultânı, devamlı kaçan Şah Tahmasb Safevî’yi tâkib
için İran içerisine girildiyse de karşı çıkan olmadı. Avrupa
devletlerinde ve Safevîlerden elçi heyetlerini kabul eden, Sultan Süleymân
Han, dönüşünde de Mevlânâ Muhammed Şems-i Tebrizî’nin makâmı dâhil
mübârek beldeleri ziyâret ederek Tebriz-Diyarbekir-Antakya-Adana-Konya
yoluyla 8 Ocak 1536’da İstanbul’a geldi.
Irak-ı Arab ve Irak-ı Acem
fethedildiği için “İki Irak seferi” mânâsında Irakeyn Seferi adı
verilen bu hareketin netîcesinde, bölgedeki Şiî Safevî hâkimiyeti sona
erdirilip, Bağdat dâhil Basra, Osmanlı ülkesine katıldı.
I. Bölüm II. Bölüm III. Bölüm