|
SULTÂN ORHAN GÂZİ HÂN II. Bölüm |
Trakya’da bu
son fetihlere kardeşi Murâd Beyle devâm eden Süleymân Paşa, 1359
senesinde bir avı tâkibi sırasında düşerek kırk üç
yaşında vefât etti. Rumeli fethine Gâzi Murâd Bey devam etti. Oğlunun
vefâtına ziyâdesiyle üzülen Orhan Gâzi rahatsızlandı.
Veliahtlığa getirdiği Murâd Beye şu nasîhatlarda bulundu:
“Oğul,
saltanatına mağrûr olma. Unutma ki, dünyâ, hazret-i Süleymân’a
kalmamıştır. Unutma ki, dünyâ saltanatı geçicidir, lâkin
büyük bir fırsattır. Allah yolunda hizmet ve Peygamber efendimizin (sallallahü
aleyhi ve sellem) şefâatine mazhariyet için, bu fırsatı iyi değerlendir.
Dünyâya âhiret ölçüsüyle bakarsan ebedî saâdeti fedâ etmeye değmediğini
göreceksin. Oğul! Rumeli Hıristiyanları rahat durmayacaktır,
sen o cânibe yürü. Rumeli fethini tamamla. Kostantiniye’yi ya fethet, yâhut
fethe hazırla, civardaki Türk beyleriyle mesele çıkarmamaya çalış.
Ahâli her ne kadar bizi istese de başlarında bulunan beyler,
beyliklerinden geçme taraftârı gözükmez. Daha bir zaman idâre
edecekler, lâkin sonunda olmuş meyve gibi avucuna düşecekler.
Anadolu’da gâile çıkmazsa Rumeli işini rahat halledersin. Bu yüzden
Anadolu’nun sessizliğini bozmamaya gayret et. Cennetmekân babam Osman Gâzi
Han, Söğüt ve Domaniç’ten ibâret bir avuç toprağı beylik
yaptı. Biz Allah’ın izniyle beyliği hanlığa çevirip
sultanlığı ikmal ettik. Sen daha da büyüğünü yapacaksın.
Osmanlıya iki kıta üstünde hükmetmek yetmez. Zîrâ i’lâ-yı
kelimetullah azmi dünyâya sığmayacak kadar yüce bir azimdir. Selçuklunun
vârisi biz olduğumuz gibi Roma’nın vârisi de biziz. Oğul,
Kur’ân-ı kerîm’in hükmünden ayrılma. Adâletle hükmet. Gâzileri
gözet. Dîne hizmet
edenlere hizmeti şeref say. Fakirleri doyur. Zâlimleri ise cezâlandırmakta
tereddüt gösterme. En kötü adâlet, geç tecellî eden adâlettir. Sonunda hüküm
isâbetli dahi olsa, geciken adâlet zulümdür. Oğul, biz yolun sonuna
geldik, sen daha başındasın. Cenâb-ı Mevlâ saltanatını
mübârek kılsın.”
1360’ta
rahatsızlığı artarak vefât etti. Bursa’daki Gümüşlü
Kümbet’e defnedildi.
Şahsiyeti
nesillere örnek mâhiyette olan Orhan Gâzi, halîm selîm olup, son derece
merhametliydi. Kolay kızmaz,
kızınca da belli etmezdi. Askerlerini ve tebeasını
kendisinden fazla korurdu. Muhârebelerde zâyiât durumuna dikkat ederdi. Zâyiâta
sebep olacak yerlerin fethini kuşatmayla kolaylaştırıp,
teslimini beklerdi. Çok âdildi. Dîni bütün bir Müslüman olup, ülkede
İslâm hukûkunu tereddütsüz tatbik ettirirdi. Orhan Gâzinin İslâm
ahlâkına hayrân olup adâletine gıbta eden Hıristiyanlar, kendi
soyundan ve dîninden hânedânların yerine, Osmanlı idâresini tercih
ederlerdi. İyi bir teşkilâtçı, cesur bir kumandan olduğu
gibi mükemmel bir idâreciydi. İlme, âlimlere ve gönül sultanı mânevî
şahsiyetlere hürmetkârdı. Âlimlerin sohbetinde bulunup, onlarla
istişâre ederdi. Îmâr ve iskân siyâsetine önem verip, devrinde
fethedilen beldelere Türk-İslâm nüfûsu yerleştirirdi. Osmanlı
ülkesinin nüfûzunu arttırıp, devleti müesseseleştirdi.
Devletin
topraklarını altı misli büyüten Orhan Gâzinin vefâtı sırasında
Osmanlı Devleti Bilecik, Bursa, Balıkesir, Bolu ve civârı,
Kocaeli, Sakarya, Eskişehir, Çanakkale, İstanbul’un birkaç kalesi
hâriç Anadolu yakası, Ankara, Ayaş, Beypazarı, Nallıhan, Kızılcahamam,
Haymana, Polatlı, Soma, Kırkağaç, Domaniç, Bergama, Dikili, Kınık,
Marmara Adaları, Trakya’da Tekirdağ, Lüleburgaz, İpsala, Keşan
gibi şehir ve kalelere hâkim bulunuyordu.
Orhan Gâzi,
Sultan olunca, devlet teşekküllerini kuvvetlendirdi ve yenilerini kurdu.
Saltanatının üçüncü yılında hükümdârlık alâmetinden
olarak Bursa’da gümüşten akçe kestirdi. Akçenin bir tarafında
Kelime-i şehâdet ile Hulefâ-i Râşidîn’in (radıyallahü anhüm)
isimleri yâni; Ebû Bekr, Ömer, Osmân ve Ali yazılı idi. Diğer
tarafında; Orhan bin Osman, basıldığı târih olan H.727
ve Osmanlıların mensup olduğu Kayı boyunun damgası vardı.
Osmanlı
Devletinde ilk fütûhatı yapanlar aşîret kuvvetleri olup, hepsi atlı
idi. Bu kuvvetler uzun süre muhâsara hizmetlerinde bulanamadıkları için
muvaffakiyetler gecikiyordu. Orhan Gâzi, bu yüzden Bursa’nın fethinden
sonra, askerî teşkilâtta yenilikler yaptı. Türk gençlerinden dâimî
ve esaslı bir yaya ordusu kuruldu. Askerî
birliklerde onluk sistem tatbik edildi. Piyâde askerler, onar, yüzer kişilik
manga ve bölüklere ayrıldı. On kişiye onbaşı ve yüz
kişiye yüzbaşı zâbitler tâyin edildi. Bin mevcutlu kuvvetlerin
başındakilere de binbaşı rütbesinde subaylar tâyin edildi.
Müsellem denilen süvârî kuvvetinin otuz askeri, bir ocak kabûl edildi.
İlk plânda biner kişilik birlikler hâlinde kurulan yaya ve müsellem
askerlerinin sayıları zamanla arttırıldı. Günlük
birer akçe olan ücretleri, iki akçeye çıkartıldı. Ayrıca
muhârebe dışında işleyebilecekleri arâziler de verildi.
Timar sisteminin tatbikiyle askerî hizmete tâyin edilenlerin miktârı,
tertip edilen kadroyu çok geçtiğinden, bunların nöbetle sefere
gitmeleri ve sefere gidenlere, gitmeyenlerin yardımcı olmaları kânun
hâline getirildi. Sefere gitmeyenlere “yamak” denildi. Yamaklara yardım
karşılığı ücret verilirdi.
Osmanlı
devlet teşkilâtı ilk defâ Orhan Gâzi zamânında teşkil
olundu. İlk devlet teşkilâtında Anadolu Selçukluları ile
İlhanlıların teşkilâtları örnek alınarak bir hükûmet
mekanizması kuruldu. Bunun esâsı Beylik merkezindeki dîvândı.
Bu dîvâna devlet reisi olan pâdişâh başkanlık ettiği
gibi îcâbında pâdişâh adına vezir de başkanlık
yapabilirdi. Osmanlı Devletinin ilk veziri Orhan Gâzinin tâyin ettiği
Hacı Kemâleddîn oğlu Alâeddîn Paşa idi. Vezirler “paşa”
ünvânını taşırlardı. Devletin askerî ve idârî bütün
işlerinde pâdişâha yardımcı olurlardı. Şehir ve
kazâlar kâdı ve subaşıların idâresindeydi. Kâdı, idârî
ve adlî; subaşı da âsâyişle askerî işlere bakardı.
Orhan Gâzi devrinde en yüksek kâdılık makâmı Bursa kâdılığı
olup, tâyinlere de bakardı.
Orhan Gâzi
devrinde fethedilen beldeler, ilmî, mîmârî ve sosyal tesislerle süslendi.
İznik fethedilince, manastırını medreseye çevirterek ilk
Osmanlı medresesini kurdu. Yine İznik’te yaptırmış
olduğu imâretin açılışında kendi eliyle fakirlere ve
gâzilere aş dağıttı. Ahâlisinden müslim ve gayri müslim
hiç kimsenin aç ve açıkta kalmamasına gayret etti. Bursa’da, câmi,
imâret, tabhâne, yol, köprü ve hamamlar yaptırdı. Hanımı
Nilüfer Hâtun da; İznik’te bir imâret, Nilüfer Çayı üzerinde köprü
ve çeşme gibi pekçok hayrât inşâ ettirdi. İlk Osmanlı
medresesi olan İznik Medresesinin müderrisliğine zâhirî ve bâtınî
ilimlerde derin âlim Dâvûd-i Kayserî tâyin edildi. Dâvûd-i Kayserî,
Şeyh-i Ekber Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin Füsûs-ül-Hikem adlı
eserini Matla-ı Husûs-il-Kelim fî Şerh-i Füsûs-ül-Hikem adıyla
şerh edip, talebelerine okuttu. Bu eser, güzel İslâm ahlâkının
Osmanlı topraklarında yayılmasında rol oynadı.
Orhan Gâzi,
gâzilerin yetişmesinde, yeni fethedilen yerlerin İslâm beldesi olmasında,
fetih öncesi hazırlıkların yapılmasında, cihâd esnâsında
askerin şevke getirilmesinde büyük emekleri geçen âlimler ve dervişlere
de hürmet edip onların barınmaları ve hizmetlerini kolayca îfâ
edebilmeleri için, tekke ve zâviyeler yaptırdı. Bu dervişlerden
Geyikli Baba ve Derviş Murâd meşhurdur.
Orhan Gâzi,
vefât ettiği zaman; Murâd, İbrâhim ve Halil ismindeki üç oğlu
hayatta idi. Süleymân Paşa ve Kâsım isimlerindeki oğulları
kendisinden önce vefât etmişlerdi. Süleymân Paşa ile Murâd Bey,
Yarhisar tekfunun kızı Nilüfer Hâtun’dan Halil Bey ve Kâsım
Bey, Bizans kayseri Kantakuzen’in kızı Teodora’dan; İbrahim
Bey ile Fatma Sultan, Rum prensesi olan Aspurça’dan doğmuştur.
Kendisinden sonra oğlu Sultan Birinci Murâd Han Osmanlı sultânı
oldu.