|
SULTÂN BİRİNCİ SELİM HÂN Yavuz Sultân Selim II. Bölüm |
Pîrî Mehmed Paşayı yeni bir donanma ve tersâne inşâ ettirmekle vazifelendirdi. Sultan SelimHan, istikâmetini gizli tuttuğu sefer için ordu ve donanma hazırlattı. Seferin tekrar İran’a olduğu tahmin edilmekteyse de, donanmanın hazırlanışından denizde kıyısı olan Mısır Memlûkleri ihtimâlini kuvvetlendirmekteydi. Osmanlı-Memlûk münâsebetleri Şah İsmail ve Dulkadirli meselesinden çıktı. Sultan Selim Hanın, buna rağmen, ikinci sünnî devletin Haçlılara ve İran Sâfevîlerine karşı ortak mücâdele etmesi gerektiğini belirten temasları oluyordu. Sultan Selim Han, 1516 baharında veziriâzam Sinan Paşayı 40.000 kişilik bir kuvvetle Maraş üzerinden Fırat tarafına sevk etti. Veziriâzam Sinan Paşa, Fırat Nehrini geçip, Diyarbekir’e gitmeye memur olduğunu huduttaki Memlûk beylerine bildirdi. Fırat Nehrini geçmek için izin istedi. Memlûkler, Suriye hudûdunda kuvvet bulundurduklarından, Osmanlı talebini reddettiler. Sultan Selim Hana durum bildirildi. Sinan Paşanın Memlûk hudûduna gelmesi üzerine, Mısır Sultanı Kansu Gûri de 50.000 kişilik bir kuvvetle Şam’a geldi. Mısır Sultanının durumu Sultan Selim Hana arz edildi. Kansu Gûri’nin Şah İsmâil-i Sâfevî ile ittifakı ihtimâline karşı, güney hudûdundan ve gerisinden daha da emin olmak için Mısır Seferine karar verildi.
Müslümanlara işkence ve eziyet edip, Eshâb-ı kirâm ve Ehl-i sünnet âlimlerini kötüleyenlere karşı sefere giderken, buna mâni olmak isteyen bir İslâm hükümdarına karşı ne yapmak lâzım geldiğini âlimlere sordu. Âlimler, sefer açılabileceğini bildirdiler. Hilâfeti de himâye eden Memlûklere karşı sefer için fetvâ alınıp harp etmek meşrulaşınca, kendi kumandasındaki kuvvetlerin Kayseri’de toplanmasını emretti. Ayrıca Rumeli Kâdıaskeri Zeyrekzâde Rükneddîn ile ümerâdan Karaca Paşayı Kansu Gûri’ye elçi gönderdi. Osmanlı elçisi, Mısır Memlûk Sultanından, İran üzerine hareketle oraları bozgunculardan temizleyeceğini ve kendisine hayır duâ edilmesini istiyordu. Kansu Gûri, Osmanlıların Dulkadirli topraklarının zaptını uygun karşılamadığından, eçlileri önce hapsettirdiyse de, sonra serbest bırakıp, Sultan Selim Hana yüz kantar şeker ve büyük kutularla helva gönderdi. Sultan Selim Han, 1516 Haziranında Mısır Seferine çıkıp, Osmanlı Donanması da Suriye sâhillerine gönderildi. Sultan Selim Han, Mısır elçisi Moğolbay’ı ülkesine geri gönderirken:
“Efendine söyle, Mercidâbık’ta karşıma çıksın.” dedi.
Memlûk Sultanı Kansu Gûri, yanında Abbâsî Halîfesi Üçüncü Mütevekkil olduğu halde Mercidâbık’a geldi. Sultan Selim Han kumandasındaki Osmanlı ordusu da, Mercidâbık’a gelip, Kansu Gûri kumandasındaki Memlûk ordusu ile, 24 Ağustos 1516 târihinde muhârebeye tutuştular. Muhârebe Osmanlıların üstün harp gücü ve teknik imkânlarıyla zaferle sonuçlandı. Son Abbâsî Halîfesi Üçüncü Mütevekkil Sultan Selim Hanın yanına getirilip, çok hürmet gösterildi.
Suriye Osmanlı hâkimiyetine geçti. Suriyeliler, Osmanlı adâlet ve Müsâmahalarını iyi takdir ettiklerinden halk ve kale muhâfızları şehirlerin anahtarlarını SultanSelim Hana kolayca teslim ettiler. Sultan Selim Han; Halep, Hama, Humus ve Şam şehirlerine girdi. Üç ay kadar Şam’da kaldı. Memlûk Sultanı Kansu Gûri, Mercidâbık Muhârebesi sonrasında vefât ettiğinden, Mısır Kölemenleri de Tomanbay’ı sultanlığa getirmişlerdi. Sultan Selim Han, Tomanbay’a Osmanlı hâkimiyetini tanıması şartıyla, antlaşma teklifi için iki elçi gönderdi. Osmanlı elçileri, Sultan Tomanbay’ın arzusu dışında, Kölemenlerce öldürüldü. Sultan Selim Han, Osmanlı elçilerinin katledilmesini harp sebebi saydı.
15 Aralık 1516 târihinde Şam’dan Mısır Seferine çıktı. Mısır’ın merkezi Kâhire’ye ulaşmak için Sina Çölünü geçmek gerekiyordu. Eski fâtihlerin bütün teşebbüslerine rağmen, kurak ve çorak çölün geçilmesi imkânsız gibi olduğundan vezir Hüseyin Paşa başta olmak üzere Mısır Seferine îtiraz edildi. Sultan Selim Han îtirazları susturmak, ordu bozanlığın önüne geçmek için, Vezir Hüseyin Paşayı, îdâm ettirdi. Osmanlı ordusu Sina Çölünü günde ortalama otuz kilometre yürüyüşle bir haftada geçerek, harp târihinde rekor yaptı. Sina Çölünü geçerken şu vak’a o târihten beri menkıbe olarak anlatılır:
Sina Çölünde yıllardan beri yağmur yağmamasının verdiği kuraklıkla, müthiş çoraklık, ıssızlık ve kum fırtınası vardı. Pâdişâh, devlet adamları ve süvâriler ata binmiş hâlde çölde ilerlerken SultanSelim Han bir ara atından iner. Sultanın piyâde yürüyüşüne geçmesiyle, bütün devlet adamları ve süvâriler attan inerler. Başta Sultan Selim Han ve bütün ordu kurak ve çorak Sina Çölünde piyâde yürüyüşü yaparlar. Ordu harap ve bîtab bir hâle gelir. Fakat, Sultan Selim Han, büyük bir edeb ve hûşu içinde yürümektedir. Sebebi sorulunca; bütün heybet ve azâmetinden sıyrılıp, sâkin ve edeple buyurur ki:
“Önümüzde, fahri kâinat Resûlullah efendimiz hazret-i Muhammed yürümükteyken at üstünde gitmekten hayâ ederim.”
Sina Çölünü geçerken yağmur da yağıp, kolayca Mısır’a ulaşırlar.
21 Ocak 1517 târihinde Kahire’ye çok yakın Birk-ül-Hac mevkiinde konaklandı. 22 Ocak 1517 günü Kâhire yakınlarındaki Ridâniye’de Osmanlı-Memlûk muhârebesi başladı. Sultan Selim Han kumandasındaki Osmanlı ordusu, Tomanbay kumandasındaki Memlûk ordusuna karşı Ridâniye’de zafer kazandı. Memlûk Sultanı Tomanbay, Kahire’den çekildi. Sultan Selim Han, Kahire’ye 15 Şubat 1517 târihinde parlak bir merâsimle girdi. 20 Şubat Cumâ günü Melik Müeyyed Câmiinde okunan hutbede kendisi için söylenen “Hâkim-ül-Haremeyn-iş-Şerifeyn” ünvânını kabul etmedi. Mübârek makamlara hürmeten ünvânındaki “Hâkim” kelimesi yerine hizmetçi mânâsındaki “Hâdim”i getirtip, “Hâdim-ül-Haremeyn-iş-Şerîfeyn” (Mekke ve Medîne’nin Hizmetçisi) ünvânını aldı. Bunu belirtmek için de sarığının üstüne süpürge biçiminde sorguç taktı.
Sultan Selim Han, 1516 Ağustosundan beri yanında bulunan son Abbâsî Halifesi, Üçüncü Abdülazîz el-Mütevekkil-al-Allah Muhammed’in rızâsı, Kâhire’den Osmanlı merkezine gönderilen Câmi’ül-Ezher Medresesi âlimleri ve İstanbul’daki âlimlerin meclisinde ittifakla varılan kararla, Osmanlı pâdişâhlarına Sultanlık ünvânı ile berâber, İslâm âleminin etrâfında toplandığı“Hilâfet” makâmı da verildi.
Sultan Selim Hanın kazandığı Ridâniye Zaferi ile; Mısır, Arabistan Yarımadası Osmanlı hâkimiyetine geçti. Kızıldeniz’e ve Hind Okyanusuna inilip, Kuzey Afrika hâkimiyet yolu açılarak Osmanlı hududu Atlas Okyanusuna dayandırıldı. Venedikliler Memlûklere verdikleri, Kıbrıs Adasının haracını Osmanlılara göndermeye başladılar. Hicaz ve Orta Doğudaki mübârek makamlar Osmanlı hizmetine açıldı. Mübârek emânetler İstanbul’a getirtilerek, İstanbul şereflendi. Buralar nâdide eserlerle süslendi. Sultan Selim Han, 4 Haziran 1516’da çıktığı MısırSeferinden 10 Eylül 1517’de Kahire’den hareket ederek, 25 Temmuz 1518’de İstanbul’a döndü. İstanbul dönüşü Şam’a uğrayıp, kabrini yaptırdığı büyük İslâm âlimi, Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin türbe ve câmiini merâsimle açtı. Muhyiddîn-i Arabî’nin türbedarı firâsetle Sultan Selim Hanın çok yaşamayacağını da söyledi.
Sultan Selim Han, Mısır Seferi dönüşü, İstanbul’dan Edirne’ye geldi. Avrupa devletlerinden Macaristan ve Venedik, eski sulh antlaşmalarını yenilemek, İspanya da Osmanlı Devletiyle dostâne münâsebetlerde bulunmak istediler. SultanSelim Han, Osmanlı Devleti, bütün İslâm âlemi için büyük tehlike arz eden Sâfevîli Şah İsmail’in faaliyetlerinin önüne geçmek için, Avrupa devletleriyle antlaşmaları yeniledi.
Safevîli Şah İsmâil’in kumandasındaki İran ordusu, Osmanlılar ile meydan muhârebesi yapmak cesâreti gösteremiyordu. Böyle olmasına rağmen Sâfevîli propagandacılar, Osmanlı ülkesinde faaliyet göstererek, âsi taraftarlar bulup, bunları isyana hazırladılar. Bunlardan Bozoklu Şeyh Celâl, Kalender kıyâfetinde Turhal’a gidip bir mağarada riyâkârca münzevî hayat yaşadı. Çevresinde propaganda yapıp, câhil kimseleri etrâfında topladı. Yakında Mehdî yâhut Mesih geleceğini söyleyip, kendini Mehdî îlân etti. Mehdîliği îlânıyla berâber, etrâfında toplanan 20.000 süvâri ve piyâdeden meydana gelen silâhlı kuvvet kurdu. “Şâh Velî” ünvânı alıp, saltanatını îlân ederek, çevrede istilâ hareketine başladı. Bozoklu Celâl, Turhal’dan Ankara’ya yürüdü. Sultan Selim Han, isyânın üzerinde hassâsiyetle durup, müdâhale ettirdi. RumeliBeylerbeyi Ferhad Paşa ve Maraş Vâlisi Şehsuvar oğlu Ali Bey isyanı bastırmakla vazifelendirildi.Şehsuvaroğlu âcilen âsiler üzerine kuvvet sevk etti. Âsi Celâl, üzerine kuvvet sevk edilmesi üzerine, Şah İsmâil tarafına kaçarken Erzincan Akşehiri’nde yakalanıp, taraftarları ile birlikte öldürüldü. Bundan sonra, Râfizî isyanlarına “Celâlî Vak’ası” denildi.
On altıncı yüzyılda Osmanlı kara ordusu, dünyânın
en büyük ordusuydu. Sultan Selim
Han, kara askerine verdiği önemi donanmaya da verdi. İstanbul’da ilk tersânenin
yapımını 1515 yılında başlatıp, 1516’da bitirdi. Gelibolu’daki büyük
tersâne, Sultan Selim Han devrinde önemini korudu. Mısır’dayken, Memlûkler
zamânında Kızıldeniz’de donanma kumandanı olan Selman Reis, huzûra
gelince, Osmanlı hizmetine alındı. Cezayir hâkimi Barbaros Hayreddîn de
Sultan Selim Hana elçi gönderip, yardım istedi. Barbaros’un Osmanlı
hizmetine girmesiyle, Akdeniz Türk Gölü olma yoluna girdi. Donanma
faaliyetini tamamlayan Yavuz, devrin büyük âlimi Kemâl Paşazâde’ye
niyetinin feth-i Efrenciye, yâni Avrupa olduğunu bildirmişti. Ancak yüce
Hakan’ın yine Eyyûb Sultan Türbesini ziyâretle başladığı bu seferine
yakalandığı amansız şirpençe hastalığı mâni oldu.
Çorlu’da başhekim
nezâretinde tedâvi gördü. İki ay hasta yatıp, 22 Eylül 1520 târihinde
Cumâ akşamı Osmanlı karargâhının bulunduğu Çorlu’nun Sırt Köyünde
vefât etti.Vefât etmeden bir müddet önce yanında bulunan Hasan Can;
“Sultanım Allah’ı hatırlamak zamânıdır.” deyince Yavuz Sultan Selim
Han:
“Lala, Lala
bunca zamandan beri bizi kiminle biliyordun. Cenâb-ıHakk’a teveccühümüzde
bir kusur mu gördün?” buyurmuş ve Yâsin-i şerîf okumasını istemişti.
Kendisi de
onunla birlikte okurken rûhunu teslim etmiştir.
Cenâzesi İstanbul’a
getirilip inşaatını başlattığı SultanSelim Câmii yanına defnedildi.
Yerine Osmanlı Sultanı olan oğlu Sultan Süleyman Han tarafından câmi
tamamlanıp, kabri üstüne türbe de yapıldı.
Sultan Selim
Hanın Sandukasının üstünde büyük âlim Ahmed ibni Kemâl Paşanın kaftanı
örtülüdür. Örtünün konması meşhur rivâyette şöyle anlatılır:
Sultan Selim Han MısırSeferini tamamlayıp, Kahire’den Şam’a dönerken,
yolda, o sırada Anadolu Kâdıaskerliği vazifesini yapan Ahmed ibni Kemâl Paşazâdeyi
yanına çağırdı. Sohbet ederek giderlerken, İbn-i Kemâl’in atı
birdenbire bir su çukuruna bastığı için Sultan Selim Hanın üstü başı
ıslanıp, kaftanı çamur oldu. İbn-i Kemâl Paşa telâşa düşünce,
azametiyle meşhur olan Sultan Selim Han; “Bir âlimin atının ayağından sıçrayan
çamur, benim için şereftir. Öldüğüm zaman bu kaftanı böylece sandukanın
üstüne koysunlar!” deyip, sırtından kaftanı çıkarıp, saklattı.
Doğu Anadolu,
Kuzey Irak, Lübnan, Suriye, Filistin, Mısır ve Hicaz’ın fethiyle Osmanlı
Hânedanına Halifelik makâmını ve mübârek emânetleri kazandıran Sultan
Selim Han, sekiz buçuk yılda devleti iki kat büyüttü.
SultanSelim
Han devrin meşhur âlimlerinden, Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi ile ilmî
sohbet edip, ona hürmet gösterirdi. Sofiyye-i âliyyenin büyük âlimi
Muhyiddîn-i Arabî’nin Şam’daki kabr-i şerîfini tespit ettirip yanına câmi,
türbe, imâret yaptırdı. Seferlerinde evliyânın büyüklerinden Mevlânâ
Celâleddîn-i Rûmî’nin türbesini ziyâret ederdi. Ehl-i sünnete çok
hizmet edip, İslâm âlemi için büyük tehlike olan Sâfevîli Şah İsmail’in
ideolojisinin yayılmasını önleyerek İran’da mahsur bıraktı. Çok
heybetli olup, azâmetinden çevresindekiler titrediği hâlde, âlimlere, halkına
karşı tevâzu sâhibiydi. Devamlı; “Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru
kavga imiş. Bir velîye bende olmak cümleden âlâ imiş.” buyururdu. Çok mütevâzi
olup, sâde giyinirdi. Muhteşem Osmanlı Devletinin en son din olan, İslâm âleminin
lideri olmasına rağmen Peygamber efendimizin ahlâkı ile ahlâklandığından
debdebe ve şaşaadan uzak hayat sürerdi. Bir defâsında oğlu Şehzâde Süleyman
çok süslü bir elbiseyle huzûruna girince; “Süleyman annen ne giysin!”
diyerek sitem etmişti. Arapça ve Farsçayı çok iyi bilip, edebiyat, târih
ve coğrafyaya da meraklıydı. Farsça ve Türkçe şiirleri olup, Farsça Dîvân’ı
Almanya’da yayınlanmıştır.