




 |
<sadakat.net>
ŞEYHİ OLMAYANIN ŞEYHİ
ŞEYTANDIR
Tasavvuf ve manevi terbiyeden kaçanlar, meşhur bir sözle
uyarılırlar:
“Mürşidi olmayanın
mürşidi şeytandır.”
Büyük veli Beyazid-i Bistamî (K.S.)’ye ait bu söz, doğrusu hassas bir
konuya işaret ediyor. Öyle ya; eğer bu ifade dinî bir delile
dayanıyorsa, gerçek bir mürşidin talebesi olmayan herkesin durumu
yeniden gözden geçirilmeye muhtaç....
Eğer bir tecrübe ve gözleme dayanıyorsa, tecrübe bir ilimdir, ve
bir hakikat payı aranması gerekir. Bu sık kullanılan ifade, “bir
mürşidin elinden tutanlar şeytanın elinden kurtulmuş mu oldular? Biz
öyle şeyhleri gördük ki, şeytanı hiç aratmıyorlar! Hem iyi de olsa şeyh
bir peygamber mi ki, ona uymayanlar iflâh olmasın? Biz Kur’an ve
Sünnet’ten başkasına uymayız” itirazıyla karşılanagelmiştir. Bu
meselenin iç yüzünü incelemek için şüphesiz en doğru yol, konuyu
yanılmaz iki şahidin, yani Kur’an ve Sünnet’in ölçülerine göre ele
almak... Önce şunu belirtelim ki tasavvuf ehli, mürşid deyince gerçekten
kendisine uyulmaya layık bir Allah dostunu kasdederler. Gerçek mürşid
alimdir, ariftir, takva ve edebte zirvedir, nur ve feyiz sahibidir.
Ayrıca insan terbiyesinde ehliyetli ve irşad işinde izinlidir. Hz.
Peygamber (A.S.)’in vârisidir. Çünkü kendisi terbiye olmamış bir
kimsenin başkasını terbiye edemeyeceği açıktır. İkinci olarak, mürşid
deyince tek bir insan değil, o insanının etrafında toplanmış, gönlünü ve
yönünü Allah’a çevirmiş bir cemaat akla gelmelidir. Çünkü gerçek mürşid,
takva yolunda bir imamdır ve kendisine uyanlar için emin bir rehberdir.
Böyle bir mürşidin elinden tutan kimse, aynı zamanda birçok mümin
kardeşiyle Allah yolunda el ele tutmuş demektir. Şeytana karşı bu ne
büyük bir kuvvet ve ne sağlam bir siperdir! Kâmil mürşidden kaçmak,
böyle bir cematten uzaklaşmak ve dini yalnız başına yaşamaya çalışmak
demektir. Bu ise ne kadar zevksiz bir iş ve desteksiz bir gidiştir!
Tasavvuf, topluca tevbe etmek, birlikte zikretmek, şeytanlara karşı
birleşmek, hak için birbirini desteklemek ve cemaat halinde Allah
yolunda yürümektir. Kur’an’ın ve Rasulullah’ın uyarıları “Mürşidi
olmayanın mürşidi şeytandır” sözü, Hz. Kur’an’a aykırı değildir; aksine
birçok ayet tarafından desteklenmektedir. Çünkü, tek başına kalan bir
kimesenin insan ve cin şeytanlarına yem olacağına Kur’an’daki pek çok
ayet işaret etmektedir. Allahu Tealâ, kendi yolunda topluca hareket
etmemizi emrediyor. Parçalanmayı, dağılmayı, tek başına kalmayı
yasaklıyor (Al-i İmran/102-103). Bunun, düşmanlar karşısında zayıflık ve
mağlubiyet sebebi olacağını belirtiyor (Enfal/46). Cenab-ı Hak hepimizi
gerçek takvaya çağırıyor ve bunun için sadık kullarla beraber olmamızı
istiyor (Tevbe/119). Allah’ın zikrinden kaçanların şeytanın kucağına
düştüğünü de Kur’an-ı Kerim şöyle ifade ediyor: “Her kim Rahman olan
Allah’ın zikrinden gafil kalırsa, biz ona bir şeytan musallat ederiz; o
şeytan ondan hiç ayrılmaz. Bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar,
onlar ise kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.” (Zuhruf/36-37)
“Rehberi olmayanın, tek başına kalanın rehberi şeytandır” sözü, bir çok
hadis-i şerifin ortak manasını da ifade etmektedir. Şöyle ki, Rasulullah
(A.S.) Efendimiz, şeytanın insan kurdu olduğunu, herkese pusu kurduğunu
ve cemaattan ayrılan, tek başına kalan kimseyi kolayca yuttuğunu haber
veriyor. İşte Rahmet Peygamberi’nin uyarıları: “Şeytan insan kurdudur;
sürüden ayrılan, tek başına kalan koyunu dağdaki kurt nasıl kaparsa,
cemaatten ayrılan kimseyi de şeytan öylece kapar.” (Ahmed, Tabaranî)
“Sizin cemaat halinde bulunmanız gerekir. Ayrılıktan, tek başına
kalmaktan sakının. Şüphesiz şeytan tek başına kalanla beraberdir. O,
(Allah için beraber olan) iki kişiden uzak durur.” (Tirmizî, Ahmed,
Hakim) “Şüphesiz Allahu Tealâ, ümmetimi sapık fikir ve fitne üzerinde
bir araya getirmez. Allah’ın eli (rahmet ve desteği) cemaatin
üzerindedir. Kim cemaattan ayrılırsa ateşe düşer.” (Tirmizî, Tabaranî)
Bu mealdeki hadislerin ortak manası ve uyarısı şudur: Dini tek başına
yaşamaya kalkmayın. Allah yolunda birlik olun, alimlere uyun, takva
üzere giden cemaata sımsıkı yapışın. Tek başına kalanın kalbini şeytan
sarar, yolundan alıkoyar ve kolayca zarara sokar. Bu düşmana karşı
birlik kalesine girin, Allah sevgisini siper edinin ve ölene kadar böyle
gidin. Emniyetiniz budur. Şu halde “başında bir rehberi olmayanın
rehberi şeytandır” sözü Kur’an ve Sünnet’e aykırı değildir. Tecrübeler
de onu desteklemektedir. Bir üstada gitmeden, alim bir rehberi
bulunmadan, peygamberlerden başka kâmil olan kimse yoktur. Maddi sanat
ve fenlerde de durum aynıdır. Başında bir usta olmadan hiçbir çırak,
kolay kolay usta olamaz. Arifler demişlerdir ki: “Kendi başına büyüyen
ağaç yaprak açar, fakat meyve vermez. Verse de meyvesi yenmez. Bir edeb
ehlini görmeyen gerçek edeb nedir bilmez. Bildikleri de kendisine
yetmez.” Kur’an ve Sünnet’i rehberle yaşamak Bazıları, “Biz Kur’an ve
sünnete uyduktan sonra niye sapıtalım ki? Bizim emniyetimiz mürşide
değil, Kur’an ve Sünnet’e uymaktır. Mürşide ve müridlerine lazım olan da
bu değil mi?” diye soruyorlar. Evet, hepimiz içimiz ve dışımızla ilahi
hükümlere uymakla mükellefiz. Kâmil mürşidlerin bundan başka bir hedefi
yoktur. Bütün mesele, her durumda Kur’an ve Sünnet çizgisinde giden
Allah adamı olabilmektir. Buna ihsan makamında kulluk denir. Acaba bunun
en güzel yolu nedir? Sadece okumak mı, yoksa yolu bilene uymak mı?
Mesafesi uzun, engelleri çok, tehlikeleri fazla, her yanı gizli
düşmanlarla çevrili bir yolu, sadece tarifle mi gitmek emniyetlidir,
yoksa yolu bilen bir rehberle mi? Bu yol, insanın benliğini aşıp
hakikatına ulaşma yoludur. Bu yoldaki en büyük engel insanın nefsidir.
Bu yol, Alemlerin Rabbi’ne gerçekten kul olma yoludur. Onun etrafı
düşmanlarla doludur. Yalnız gidilmez, yol çok uzundur. Şeytandan yakayı
sıyırmak mümkün mü? Kur’an-ı Hakim bildiriyor ki, şeytan, ölene kadar
hiç kimseden elini çekmez, ümidini kesmez, Bunun için yemini vardır (Sa’d/80-83).
O peygamberlere bile hile yapmak ister, ancak Allah’ın nuru onu engeller
(Hac/52). Kâmil mürşidler şeytanın baş düşmanıdır; onlara yanaşmak
ister, karşısında yine ilahi nuru bulur; siner, kaçar. Çünkü, onlar
Alemlerin Rabbi’ne teslim olmuşlardır. O da onları özel himayesine
almıştır (Nahl/99, İsra/65). Şeytanın şerrinden peygamberler ve veliler
ancak Allah’ın yardımıyla emin oldular. Yolu bir kere Mekke’ye, beş defa
tekkeye uğrayan bir müslüman ondan kurtulduğunu nasıl düşünebilir? Mürid,
Allah’a yönelen kimse demektir. Şeytan en fazla bu kimselerle uğraşır.
Bunun için her yolu dener. En iyi yaptığı iş vesvese vermektir. Açıkça
günaha sokamadığı müridi, yaptığı hayırlı amelleri ile azdırmaya
çalışır. Ancak, mürşidine ve cemaatine bağlı sadık bir müridin bir tane
şeytanı varsa, binlerce dostu ve yardımcısı mevcuttur. Onların
bereketiyle hastalığını anlar, ilacına koşar. Ancak, kalbini değil
cebini düşünen, din değil dünya derdine düşen, niyeti sakat olduğu halde
sadık görünen kimseler, şeytanın maskarası, müslümanların yüzkarasıdır.
Bunlar mürşid değil şeytandır, mürid değil, münafıktır. Ve onlar bizim
konumuz dışındadır. Tek başına hakikatı arayan kimse yorulur, çoğu zaman
şeytanın oyuncağı olur. Şeytan bu insana açıktan günah işletemez ise,
yaptığı hayırlara yönelir. Bu yolla mümini zarara sokmaya çalışır, bunu
da genelde başarır. Şeytan ilim sahiplerine daha çok gizli günahları
işletir. Onu gösteriş, kin, kibir, hased, gaflet, eşyaya aşırı muhabbet,
makam hırsı, kendini beğenme, ameli ile övünme, insanları küçük görme
gibi tesbiti güç, tedavisi zor günahlara daldırır. Başında bir mürşidi,
çevresinde kendisini uyaracak kardeşleri olmayan kimse, asıl halini
anlamadan ve bir çaresine bakamadan ölür gider. Sonuçta insan ağlar,
şeytan güler.
(Dr.Dilaver
Selvi)

|





 |